İspanya — Yeşil Burun Adaları: Bahis şirketlerinin gol rüyası mantığa çarpıyor.
Dünya Kupası perdelerini açarken bahis şirketlerinin o klasik ve komik refleksi yine devrede: Sahada bir Avrupa devi, karşısında ise turnuvaya ilk kez katılan bir Afrika ekibi görünce hemen panikle gol sayacını bozuyorlar. Bize sunulan 3.5 gol barajına bakarsanız, zannedersiniz ki İspanya bir buz hokeyi maçına çıkıyor ve Yeşil Burun Adaları kalecisiz oynayacak. Ama futbol sahada oynanıyor, bahis şirketlerinin o tozlu romantizm ve "devler cücelere karşı" klasörlerinde değil.
Steril paslaşmalar ve kulübedeki fırtına
Luis de la Fuente'nin takımına baktığınızda, yırtıcı bir "Kırmızı Öfke"den ziyade tecrübeli ve bıkkın bir satranç oyuncusu göreceğiz. Neden mi? Çünkü İspanya'nın kanatlarını asıl uçuran o iki elektrikli motor, Lamine Yamal ve Nico Williams, maça büyük ihtimalle kulübede başlayacak. Teknik heyet, ufak tefek yorgunlukları olan bu iki patlayıcı gücü pamuklara sarıp saklamayı, grubun ilerleyen maçlarına ayırmayı tercih ediyor.
Onlar yokken İspanya hücumu, topa yüzde seksen sahip olup rakibi adeta ninni söyleyerek uyutan, son derece kontrollü ve steril bir makineye dönüşüyor. Rodri, Fabian Ruiz ve Pedri üçlüsüyle orta sahada muazzam bir hakimiyet kuracakları kesin. Ancak topu oradan oraya çevirmek tabelaya otomatik olarak dörder beşer gol yazdırmıyor. Hatırlayın, çok da uzak olmayan bir geçmişte Mısır gibi kapalı savunmelara karşı nasıl kilitlendiklerini gördük. Ferran Torres ve Oyarzabal ile top çevirmek, rakip savunmayı paramparça edip şov yapmaktan çok, maçın kontrolünü elde tutmaya dayalı bir plan.
Turist vizesiyle gelmeyen atletler
Bahis bürolarının en büyük yanılgısı, Yeşil Burun Adaları'nı kıtalararası uçuş yapıp sadece fotoğraf çektirmeye gelmiş şaşkın turistler sanmaları. Bubista'nın öğrencileri grubun bu ilk randevusuna gayet sert, kararlı ve atletik bir blokla çıkıyor. Kısa süre önce Lizbon sıcağında Sırbistan gibi kalifiye bir Avrupa ekibini 3-0 ile sahadan sildiklerini de unutmamak lazım.
Savunmanın belkemiği Logan Costa'nın formuna kavuşup dönmesi ve tüm kafilenin sahaya inanılmaz bir aidiyetle basacak olması, adalıların ilk on beş dakikada dağılıp teslim bayrağını çekecekleri teorisini çöpe atıyor. Merkezde dar kalıp, Ryan Mendes ve Livramento gibi isimlerle İspanyol beklerin arkasındaki geniş alanlara sarkmayı deneyecekler. Belki galip gelemeyecekler ama rakiplerini terletecek fiziksel dirence fazlasıyla sahipler.
Mantık her zaman ezbere galip gelir
Atlanta'daki stadyumda İspanya maçı erken bir golle koparsa bile, ikinci yarıda vitesi boşa alıp tempoyu düşüreceği gün gibi ortada. Bu turnuva tam anlamıyla bir maraton ve hiç kimse ilk günden bütün enerjisini gösteriş uğruna sahaya bırakmak istemez.
Gönül isterdi ki Yeşil Burun Adaları'na açılan yüksek handikaplarla riske girelim ama işte tam orada pragmatik ve can sıkıcı maç senaryosu devreye giriyor. İspanya oyunu rölantide tutup standart bir 3-0'lık galibiyet aldığında o taraftaki bahisler suya düşer. Oysa alt seçeneğinde bu gibi klasik ve rölanti galibiyetlerin hepsi cebimizde kalıyor. Maç dar alanlarda sıkışıp, İspanya kontrollü gücünü sergiledikçe, kitapçıların o bol gollü basketbol maçı hayali de yavaş yavaş sönecektir.








